ATINA – SARONIK KÖRFEZI ADALARI

Atina – Saronik Körfezi Adaları

Çok sehir tatili aramadığımız için Atina’da konaklamadık ama aksamı güzel olur bu şehrin diyerek aklımız kaldı. Atina bir long weekend icin güzel bir şehir. Yakın, ucuz, cafe ve restaurantları güzel.Plaka ve Kolonaki bölgelerinde gözümüze kestirdiğimiz bir kaç kafede grubun kalanını beklerken günü geçirdik. Kahvalti için Plaka bölgesindeki Stya Cafe de omletli çok güzel bir kahvaltı ettik. Ama bu kafelerden en atmosferi güzel olanı Lotte Cafe Bistro oldu. Güzel müzikleri, dekorasyonu ile bir film karesinde kahvenizi yudumluyor gibi hissettiriyor.

Lotte Cafe Bistro

Saronik Körfezi 

Aegina Adası

Hava alanında araç kiralarken Pirea Limanı’nda bırakabileceğimiz şekilde olmasına dikkat ettik. Pirea Limani Atina’dan bir saat uzaklıkta. İlk durak Saronik Korfezi’ndeki takımadalardan biri olan Aegina. Aegina Pirea Limanı’ndan 40 dakika uzaklıkta, feribotu Flying Dolphins’ten ayarlamıştık. Arabayı Pirea Limanı’nda teslim ettik ama adada otelimizin konumunu Ag Marina bölgesinde ayarladığımızdan dolayı, ki bu bir hata zira o bölgeyi görmeseniz de olur, sabah ve aksam taksiyle ulaşim saglamak zorunda kaldık.

Aegina adasında feribottan indiğiniz bölgede sıra sıra cok güzel restaurant ve cafeler mevcut. Turkiye’de bir yerlere benzetme klasiğini yapıp adanın Cunda Adası’na benzediğine hepimiz hem fikiriz.

Güzel ara sokakları olan bir ada ama bu ara sokakları daha guzel mekanlarla değerlendirebilirlermiş. Daha cok hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Ada’da antep fıstığı meşhur. Bu fıstığın şerbetini ve ballı halini satan sevimli kuruyemişciler mevcut.

Aksam yemeği icin tercihimizi (otel çok ters kaldığından dolayı bavulları bir köşesine bıraktığımız ) Babis Restaurant’tan yana kullandık. Kalamari ve Greek salatası oldukça guzeldi. Yemek sonrası Ag Marina bölgesindeki otelimiz için 20dk taksiyle ulaşım sağladık. Biz bu hatayı yaptık siz yapmayın ve adada otelinizi limana yakın bir yerlerde ayarlayın deriz.

Su an bu yazıyı Aegina-Poros arası Novo feribotunda yaziyorum. Feribotla bir saat yirmi dakika sonra Poros Adası’na gidiyoruz. Oradan aktarmalı feribotla hedefimiz oldukça merak ettiğim adi Leonard Cohen’le anilan Hydra Adası.

Hydra Adası

Hydra adasi eşsiz güzellikte bir ada öyleki bir daha ne zaman gelir ve şöyle yapariz planları yaptırıyor insana. 1960 yılında Leonard Cohen bu adadan bir ev almiş ve şarkılarının (hangileri olduğunu merak ediyoruz aslında) bir kısmını bu adada yazmiş. Feribottan indiğimiz anda sıra sıra cafeler karşılıyor bizi.

Hydra adası trafiğe kapalı. Adada deniz taksiyle gidebileceğiniz kumsallar mevcut. Geriye kalan kısmında ise yürüyerek ya da  eşekler (Eşekli ada olarakta anılıyor)  kullanılıyor.  Yürüyerek ulaşabileceğiniz kayalıklardan denize uzanan mekanlardan favorimiz Hydeonetta Coctail Bar oldu. Kokteyleri ve ortamı güzel, özellikle aporel spritzi oldukça başarılıydı. Deniz taksi kullanarak gidilen Vlichos Beach bir kısmı ağaçların altında, çoğunluğu şemsiyeli sezlongların 3 euro olduğu bir kumsal. Hydra’nın denizi ne sıcak ne soğuk ve oldukça berrak. Vlichos Beach’in hemen arkasında öğle yemeğimizde zucchiniz deniyoruz ve kabağin keske kizartilmamis olmasinda hem fikiriz.

 

 

 

İlk akşam yemegini Kodylenia’s restaurantta yedik. Yürüyerek uzun bir mesafede ama yürümeye değiyor. Yemek tercihlerimiz genellikle Greek salad, caciki, kalamar, karides, fava ve marina levrek oldu. Marina levrek inanılmaz lezzetliydi. Greek salad dedikleri bizdeki çoban salatanın feta cheeseli olanı. İkinci akşam için seçim yapmadan önce Hydra’nin  dar ara sokaklarında keşif turları attık. Hydra’nın içerilerinde bulunan ışıklı ağacların altında  1825 yılı gibi eski bir tarihe sahip harika bir ortam olan Xeri Elia Taverna’da buluyoruz kendimizi. Buranin ortamı, ışığı ve yemekleri hem leziz hem daha uygundu. Hydra icin önerim merdivenli olmayan ev veya otel ayarlamanız. Airbnb’den tuttuğumuz ev Hydra’yı tepeden gören bir manzaraya sahip ama bol merdivenle çıkılan bir evdi. Evden cok memnun kaldık. Özellikle terası ve manzarası nefisti. Ama merdivenlerle ulaşmak açısından biraz yorucu oldu.Ikinci aksam yemek sonrasi dans edip vakit gecirebilecegimiz Amalour Bar’da aliyoruz solugu. Mekan kucuk ama cok keyifli. Icinde önünde ya da disaridaki merdivenlerde guzel müzikler esliginde ickinizi icebilirsiniz. Son aksamimizi böyle degerlendirip ertesi öglen aklimizi Hydra’da birakip bir sonraki ada icin feribota biniyoruz. Hatirimizda guzel manzarali balkonumuzda dinledigimiz Sezen Aksu – Kutlama sarkisiyla anacagimiz zamanlarla adadan ayriliyoruz.

Spetses Adası

Spetses adası Hydra’ya göre daha yeşillikli ve merdivenleri olmayan düz bir ada. Hydra ve Spetses adaları Atina’lı elit tabakanın yazliklarının bulunduğu adalar. İnsanlarından ve ortamların nezihliğinden bu çabuk farkediliyor. Ada trafiğe açık ve Hydra’ya göre daha büyük bir ada. Bisiklet, scooter veya atv kiralayarak adanın etrafını dolaşmak  mümkün.

İlk gün yürüyerek Kaiki Beach’e gidiyoruz. Tesis öğle yemeği ve deniz açısından oldukça keyifli. Akşam için ise öneriler doğrultusunda eski limanda bulunan Tarsanas’da yediğimiz en güzel levregi yedik.  Tarsanas tam deniz kenarında ayaklarınızı kumlarda dinlendirebileceğiniz sekilde konumlanmis. Yemek sonrası eski liman tarafındakı mekanların olduğu yerde yürüyüş yaptık. Eski limanın yenisine göre daha güzel mekanları var. Gece gezmesi açısından tercihimizi Hono&Lulu Bar’dan yana yapıyoruz. Mekan küçük ama özellikle mojitosu ve müzikleri başarili. Bir başka secenek ise Votsala Bar’dı ama cok kalabalık olduğundan sadece göz atabildik. 

İkinci gün grup olarak bir kısmımız Paradise Beach’te vakit geçirmeyi, kalan kısmımız ise atv kiralayip adayı turlamayı tercih etti. Paradise Beach restaurantı, sezlong-semsiye ortamı ve denizi açısından tam bir cennet. Atv turu yapan arkadaşların gitmediği beach kalmamış şekilde geri döndüler. En beğendikleri ise Vrelos Beach.

Gün batımını izlemek icin bir araya geliyoruz ve Balkoni Bar’da buluşuyoruz. Happy hour için deniz kenarında keyifli bir bar.

Ertesi gün ise  gideceğimiz son ada olan Poros feribotunu, ikinci katta ve deniz kenarında bulunan ferah Mayo Cafe’de kahve yudumlayarak bekliyoruz.

Poros Adası

Tatilin sonunun yaklaşması biraz moralimizi bozsa da Poros Adası beklediğimizden iyi çıktı.Deniz kenarinda birçok otele sahip adada öğlen denize girebilmek icin 1,5 euroya deniz taksiyle ulaşilan Love Bay Beach’e gittik. Burası çam ağaçlarının arasında cok güzel bir koy. Fakat denizi bulanık.Öğreniyoruz ki adanın bu tarafındakı koylarında genelde deniz bu şekilde. Akşam için otellerin arasından merdivenleriyle dar sokaklarına ulastığınızda cok tatlı restaurantlarla karşılaşmanız mümkün. Bunlardan biri olan Taverna Garden ortamı, garsonları, şarabı  ve uygun fiyatiyla güzel bir restaurant. Yemek sonrası acaba dans edebileceğimiz bir yerler var mı diye düşünerek Joy Bar’a ulaşıyoruz lakin o kadar boştu ki odaya dönüp uyumayı tercih ettik.

 

Ertesi gün otelde kahvaltımız olmadığından  Sun Ray Cafe’de tatmin edici bir kahvaltı yaptık. Denize girmek icin bu sefer Askeli Beach’i tercih ettik. Oldukca kalabalık ama ağaç altı bir yer bulursanız sicak havada cennette gibi hissettirebilir. De

nizi Love Bay’e göre berrak ve güzel.

 

Aksam icin tekrar merdivenlerle Poros’un ara sokaklarına tirmanip Dimitri Taverna’da bu sefer et ürünlerini tercih ettik. Dimitri Taverna sahibi Dimitri ve 9 çocuğunun çalıştığı ve etleri oldukça leziz bir mekan. Dimitri’yle sohbete dalıp, akşamın sonunda kendimizi ikram edilen yoğurtlu-vişne reçelli tatlısını yerken buluyoruz. Son gecemiz artik kapanışı dans ederek ve gec saatlere kadar eğlenerek geçirmek istediğimizden bu sefer Malibu Bar’a gidiyoruz. Joy Bar’a göre müzikler ve ortam oldukça eğlenceli.

Son gün Poros’tan feribotla (1 saat 20dakika) Atina Pirea Limanı’na, oradan da bu sefer M1 metro (Monastiraki 7 durak aktarma ile Syntagma meydanı) ile Plaka’ya varıyoruz. Güzel cafe arayışımız sonucu Kimonia Art Cafe’nin kahve ve sandviçlerini deniyoruz. Atmosferi şirin bir cafe.

 

 

 

 

 

 

 

 

Uçağa çok vaktimiz olmamasına rağmen, rengarenk bir dükkan olan Flying Tiger/Kopenhagen’i hediyelik birşeyler  veya  degişik tasarımlı objeler almak için önerebiliriz. Havaalanı transferi icin bu sefer üç kişi olduğumuzdan Uber kullandık. Oldukça konforlu bilginiz olsun.

Flying Tiger/Kopenhagen
  • Hemen hemen her yemekte yediğimiz cacıki, musakka, greek salad yemiş olabiliriz. Ve tabii ki gyros yani Yunan döneri.
  • Komşuyuz ne de olsa diyoruz ama gerçekten çok medeniler.
  • Atina Saronik körfezi arası bir çok feribota bindik ve hemen hemen hepsi çok temiz ve konforluydu. Akılda kalan olarak Flying Dolphin’ı özellikle öneririz. Adının hakkını vererek oldukça hızlı ilerliyor.
  • Gittiğimiz café, restaurant, bar ve otellerde yani kısacası hepsinin tuvaletleri çok temizdi. Bundan etkilendik.
  • Çocuklu aileler için özellikle Hydra ve Poros Adaları merdivenli adalar. Konaklamak için merdivene gerek duyulmayan ev veya oteller ayarlamak akıllıca olur.
Advertisements

Zeytinin Alti

Tüm sene bu dakikalarin hayalini kurmustum. Hayalin icinde birebir olan, olmayan herseye sukurler olsun. Zeytinin altinda kulagimda muzigim, gorebildigimce yildizlar. Hayallere dalmanin en bence yolu. Insanin kalbi aciksa hayallere dalabiliyormus. Kalbini acabilmenin bin turlu yolu var ise ben nefesimle actim bu sene. Akla takilanlar, kaygilar, korkular, gecmise dair ne var ise yerini kucucuk hayaller ve tebessum almissa dogru yoldasin senemo derim yani. 

Ouzo, balik, Spetses

Önümüzdeki hafta 5 kisi Atina’dan baslayacak bir Yunan adalari ziyareti yapacagiz. Gitmeden önce tatil sarkilari belirlemeyi planliyorum. Tatil sarkisi dedigin aradan yillar gecsede sarkiyi duydugunda o gunleri animsatir ve gulumsersin. O nedenle onemlidir tatil sarkilari. 

6 gece 7 gunluk tatilimizin rotasi biraz karisik.

Atina – Aegina 2 gece – Idra  2 gece – Spetses 2 gece – Poros 2 gece – Atina

Tatil boyunca kisa kisa notlar alip donuste yazacagim buradan.

Kahve ve Kurabiye

IMG_20170326_174108_954Herkesin bir kahve kültürü oluşmuş, evlere makineler doluşmuşsa vaktidir dile getirmenin. Bir keyif, bir seans, bir etkinlik, bir ihtiyaç ama en çok da aranan tat oldu hayatımda kahve. Günde bir türk kahvesi ve bir latte rutinim var nicedir. Her gün  illa ki var bu. Sentetik kahve kullanımı bir çok kişide rafa kalktı bile. Onu da uzun yıllar tükettik aslında.

Patti Smith’in M Treni kitabında müdavimi olduğu cafedeki kahve rutinleri ve yazı, Blur için Coffee and Tv iken, Jim Jarmusch için Coffee and Cigarettes. Günün kahvesi, kahve ve kitap derken bu liste uzar gider. Benim içinse kahve ve kurabiye.

Kahveyle ortaya çıkan kahvehaneler ve kahvenin verdiği ilhamla gelen eserler derken kahve tam bir kültür konusu aslında. Hatır sahibi türk kahvesi her daim baş tacımız. Bir çoklarımızın tercihi Kurukahveci Mehmet effendi 1871’lere dayanan bir tarihe sahip. Türk kahvesi dediğimizde arkadaş sohbeti, kız isteme ritueli, yorgunluk kahvesi, kırk yıl hatırı ve fallara konu olma sebebiyle bir çok açıdan o kadar hayatımızdaki. İyi ki de hayatımızda.

Don’t Break The Chain

Seinfeld’deki Jerry’nin uyguladığı Zincirleri Kırma yöntemi üzerine düşündüm taşındım kendi zincirim için basit bir hedef belirledim. Her güne bloga yazı yazmak.Ve aslında biraz zorlaştırıp her gün yogaya gitmeyi ekleyebilirim ama bu aşamada bu beni biraz zorlayabilir.

Bu yöntemi  bir yerlerde okuduğumdan beri içimde dönen şarkı kır zincirlerini gel aşka kanalım seninle! .)

Son zamanlarda küçük bir yerlerde yaşama hayali üzerine planlar yaparak geçiyor günler.Neresi olur bilemiyorum ama şehir hayatı limitim doldu. Evde ve yakın çevrede vakit geçirmeye başlamışssak neden bu işkenceyi çekiyoruz sorusu sonucu buralara varıyor insan.

İstanbul iyiydi, güzeldi, minnoştu, tatlıydı, birçok anıydı, arkadaştı, eğlenceydi, öğrencilikti, ilkti, tee o zamanlar özgürlüktü, güvendi, aşktı. Doldu ve de taştı sanırım artık.Ama genede gideceğimiz yerde yakın bir havaalanı uzaklığı arıyor gözlerimiz.İstanbul’dan kopamama durumu baki.Nasıl işlediyse ruhlarımıza giderim ama ben bu şehirde turist olur, gelirim 2-3 gün doyar ve kaçar giderim.Üzgünüm İstanbul seninle artık ciddi düşünmüyorum, bu ilişki ne istediğini bilmiyormuş gibi görünen ama özde çok iyi bilen iğrenç manita ilişkisine dönüşebilir her an haberin olsun.

      Benim şimdi bir takvim bulup ve besin zincirimin ilk çarpısını atmam lazım galiba.

Senem

 

 

 

 

on the nature of daylight

Simdilerde bu sarki fondayken sahildeki insanlari,cocuklari yani kargasayi izlemek inanilmaz bir keyif veriyor. Tam anlamiyla sahilin cangil cungul sesleri yerine ozellikle kemanli bolumune varmak katiksiz bir huzur.Ileride bir gun kisa film veya film cekebilecek olursam soundtrackine acik ara ilk siradan girer.En olmadi sarkiya bir klip cekeyim ya olur mu olur 🙏
On the nature of light ~ Max Richter

image

Music is my boyfriend

Tatil demek keyif demek, keyif demek nese ve huzur demek.Keyfin melodisi olmadan tatile cikmaktan hoslanmiyorum cok fazla.Yeni bir sarki, yeni bir album eger vakit ayiramamissam benzinlikten alinan bir CD yillar gecsede dinlendiginde beni o sehirlere, sokaklara,kahkahalara goturebilmeli. Tipki koku gibi muzikte fiziken bulundugun yerden cooook uzaklara goturebiliyor insani.Aklima ilk gelen sarkilar ve ardindaki bendeki sehirleri :
*athlete ~ chances – budapeste
*Morrissey – earth is the loneliest planet ~Tayland
*Sezen aksu ~ unuttun mu beni? – Kemer
*Devotchka ~ How it ends – Barcelona
*Fatboy slim ~ praise you – balkes
*fastball ~ the way – Altinoluk
*coldplay ~ yellow -Altinoluk
*Modest mouse ~ float on – londra
*gotye ~ somebody that I used to know – Kas

Daha var bunlardan aklima geldikce ekleyecegim.